Giriş
Üye Adı:

Şifre:


Şifremi Kaybettim

Üye Ol!
 Ana Menü
 Sayaç
Bugün : 1010
Dün : 9090
Toplam : 106494106494106494106494106494106494
LogCounterX by taquino
Site Haritası


KURUGÖL ANEKDOTLARI
 

Yazan: Duran Erdoğan



MUCUR’UN KARA DOKTORU CEMİL BEY

Mucur’umuz yine en kasavetli kışını geçirmiş ve yine tabiat 1950’li yılların en muhteşem baharını karşılamaya hazırlanıyor. Göçmen kuşlar usul-usul dönüş yaparken, çayır-çimen yeşil örtüsüne bürünürken, bir yandan ağaçlar çiçeklerini açarken, Hıdrellezi karşılamak için Belediye Çayırındaki park ve mesire yerlerine pala serip dostlar kömeleşirken; piknik alanına beldemizde hiç görmediğim ‘Tosbağa’ tipli, tek kapılı, kırmızı renkli küçük bir taksi geldi. Bu taksinin içinde esmer tenli, ince uzun boylu, taksiyi kullanan şoför ile, orta boylu, biraz tonton kadın ve birisi kız, diğeri erkek dört kişi indiler. Belli ki, bu tablo ile bir aile görüntüsü veriliyordu. Etraftan birileri, birbirlerinin gözlerine bakıp: “Yeni doktorumuz Cemil Bey” dediler. Mes’ele ve konukların kimlikleri anlaşılmıştı.

Dr. Cemil Bey zaman zaman Ortaokula gelir, öğrencileri genel sağlık taramasından geçirir, sınıflara girdiğinde de gönül dostu görüntüsüyle Fransızca olarak “Bonjour” yani “Günaydın” derdi.

Mucur- Mucur olalı (belki) tarihinde ilk defa taksiyi, (kimbilir) “Tosbağa taksiyi”, kız ve erkek tipi bisikletleri; Hipokrates yeminini imanıyla bütünleştiren felsefenin manevi hazzıyla dolu birisini; kısacası Dr. Cemil Bey’in sayesinde tanıdı, dersem sakın beni yadırgamayın... Başkalarını bilemem, ama inanın ben bu araçları ilk defa görüyordum.

Bildiğim kadarıyla, Dr. Cemil Bey Pratisyen Hekim olarak Mucur’da göreve başladı. Zengin- fakir ayırımı yapmadı. Paraya pula tapmadı. İkbal hesapları da yapmadı. Mucurlu’lar da fiziki esmer görüntüsünden dolayı “KARA DOKTOR” lakabını ad vermek suretiyle, kendisini şöhretin en yücesiyle onurlandırıp, başlarında taç yaptılar.
İhtisasını “Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı” alanında yaptıktan sonra, onlarca Mucurlu’nun imzalı dilekçesi üzerine Sağlık Bakanlığı O’nu yeniden Mucur’a atadı. Mucur’a uzman olarak ikinci gelişinde de görkemli bir törenle -tabir caizse- “Krallar” gibi karşılandı... Kısacası, Dr. Cemil Bey için ‘doyduğu yer’ olmaktan da öte ‘doyumsuzluğun doruğa çıktığı’ bir yer oldu Mucur... Hastalar O’nu sevdi. O’nun teşhis ve tedavisine inandı ve ‘Kara Doktor’ larına çok güvendiler. Hasta- Doktor ilişkisi böylece sevgi sempatisine dönüşüp, mükemmel mutluluğun zirve yapmasına neden oldu. Bu sevgi öylesine pekişip perçinlenmiş olmalı ki; Dr. Cemil Bey: “Öldüğüm zaman beni Mucur Mezarlığında toprağa tevdi edin.. Böylece mahşere kadar yine Mucurlu’larla birlikte olmak istiyorum.” deyip vasiyetini yerine getirtmiştir. Bu davranış biçimi Mucur sevgisinin en çarpıcı örneğidir. Uzun söze ne hacet... Acıöz yolundaki Yeni Mucur Hastanesinin karşısındaki şehitlikte medfun Dr. Cemil Bey, öldükten sonra bile Mucurlu’larla yine yan-yana, koyun koyuna yatmakta ve dostlarıyla, sağlığında şifa dağıttığı hastalarıyla yine buluşmaktadır. Makamının ve mekanının Cennet olmasını umuyorum. Bu ifadelerimin de bir fantezi olmadığına inanmanızı istiyorum....

Yeri gelmişken birkaç anımı sizlerle paylaşarak Dr. Cemil Bey’in daha yakinen tanınması için bu anekdotumu örneklerle ahde vefa kabilinden, yeni nesil Tıp Doktorlarına da ışık ve rehber olması saikiyle belleklere iyice kazımak istiyorum: Şöyle ki;

Mucur Ortaokulunda okurken aniden hastalandım ve okul müdürümüz Hüseyin Güner yanıma sınıf mümessilimiz Acıöz’lü Yılmaz Takmaz’ı rehber olarak kattı ve beni hemen hastaneye gönderdi. Meğer gıda zehirlenmesi olmuş ve ‘dizanteri’ denen ‘zehirli ishale’ yakalanmışım. Acilen ilaç alacak param yoktu ve ailem de Kurugöl’de yani köyde oturuyordu. Eczane’den ilaç getirtip beni hastaneye yatırıp sağlığıma kavuşturdu. Bir hafta istirahat raporumu da rehber öğrenciyle okuluma gönderdi. Ne şeref benim için...

Günlerden bir gün köylülerimizden genç bir kadın, elinde Dr. Cemil Bey’in başlıklı bir kağıda, bu kadının kocasına hitaben yazdığı mektupla birlikte evimize geldi... Bu kadın Anama: “Selver Bacı! Eğer izin verirsen Oğlun Duran Alamanya’daki kocama benim ağzımdan şu şekilde bir mektup yazsın ve Dr. Cemil Bey’in mektubuyla birlikte yarın Mucur Postanesinden bizimkine yollasın” demişti.. Ben de komşu kadının mektubuyla birlikte, Dr. Cemil Bey’in bu kadının kocasına hitaben yazdığı mektubu birleştirip postaya vermiştim.

Uzun lafın kısası: Dr. Cemil Bey’in mektubunu alan köylüm en kısa zamanda izne geldi. Bu arada Dr. Cemil Bey’den de karısının hastalığı konusunda da akıl aldı. Dört-beş yıldır köyünden, evinden, ailesinden ve eşinden, çocuklarından ayrı yaşayan Gurbetçi köylümün hasreti sona erdi. Bu buluşmadan tam dokuz ay on gün sonra, nur topu gibi bir oğulları oldu. Adını da ‘Cemil’ koydular. Uzun ayrılıklar, özellikle hızlı ergenlik hormonu salgılayan genç kadında, hem cinsel, hem de psikolojik olarak eşine duyduğu özlem, hastalığı oluştururmuş. Konunun Uzmanı Dr. Cemil Bey öyle diyordu mektubunda... (Çalıştığım yayınevinin Çocuk Bakımı, Eğitimi, Gelişimi ve Hastalıkları konulu yayınlarındaki yayın tashihlerini yaparken öğrendiğim bilgiler sayesinde; ayrıca baba ve dede şefkatiyle konuya yaklaştığım için bu örneği yazmada ve yayınlamada hiç mi hiç ayıp görmüyorum...)

Mucur’umuzun esnaflarından ve Kurugöl Eşraflarından dayım Ali Çavuş’un Ahmet (Ahmet Erdemir) ile Dr. Cemil Bey’in aralarında su sızmazdı. Dostlukları kadiim, arkadaşlıkları da oldukça mükemmeldi. Hafta sonlarında ve zaman-zaman piknikte ve Kurugöl’de eğlencede bir vesileyle mutlaka buluşurlardı. Dr. Cemil Bey yine bir gün dayım Ahmet Çavuş’un misafiri olarak gelmişti Kurugöl’e... Biz biraz becerikli küçük çocuklar da töre gereği misafirlere hizmet ediyor ve ikramları sofraya taşıyorduk. Bu ara yoldan geçen köylü bir kadın Doktorumuzu tanıyıp yanına sokuldu.... Boş boğaz, lafazan kadının davetsiz misafir olarak topluma yanaşmasına –Allah bilir ya- dayım pek razı olmadı. Amma velakin bir kere kadın destursuz olarak Dr. Cemil Bey’in elini sıkıp ‘hoş geldin’ etti. Diğer misafirlerle de tanışık oldu. Etrafı bir güzel süzdükten sonra, biraz mütebessim yılışıklıkla Dr. Cemil Bey’e dönüp “ Doktor baaa, bu avrat, senin garın mı?” deyiverdi. Beklenmeyen bu patavatsız soru karşısında Dr. Cemil Bey, “ Elbette kendileri benim eşim olurlar.” Cevabını verdi. Kadın tekrar, bir doktoru bir kere daha eşlerini tepeden tırnağa süzdükten sonra; dudaklarını büzüp, suskun kaldı... Dr. Cemil Bey atağa geçip kadını soru yağmuruna tuttu: “ Yoksa, bizleri birbirimize münasip görmedin mi?” Köylü kadın yine her ikisini iyice süzüp, yine dudaklarını yalayıp, büzüp, kafasını saat sarkacı gibi bir sağa, bir sola salladıktan sonra gayet sakin olarak şu cevabı verdi: “ Sen iyisin, fidan gibisin ... Avradın da iyi, okkalı... Yalanız eccik, boydan güççük ... Goca İstanbul’da avratlara gıran mı girdi, boyu-boyuna uygununu bulamadın mı da, bunu aldın... ?” demez mi!

İri kıyım, lafazan köylü kadının çok yaşlı bir erkeğin yörede ‘ferik’ denen ikinci karısı olduğunu Dr. Cemil Bey iyi biliyordu... Bu bilinçle kadının sözünü kesen Dr. Cemil Bey, kadına: “ Sen hiç et yer misin?” deyince; kadın: “Et yemez olur muyum doktor baa. Bayramdan bayrama ya kartlaşmış tosun keserik, ya da kocamış öküz ...” Dr. Cemil Bey gülerek ve dayım Ahmet Çavuş’a da kaş ve gözleriyle işaret yaparak, “ Sen ağzıyın tadını bilmiyorsun ... Eğer bilseydin, kartlaşmış tosunun ; kocamış öküzün etini yemezdin... Benim eşim ufak-tefek, amma baksana bıldırcın gibi ...” Köylü kadın gerekli mesajı almış olmalı ki “Aboovv!” dedi. Hık-mık etti, cevap veremedi. Dr. Cemil Bey’in tipik örneklerine de oradakiler katıla-katıla gülmekten öldü ...

Çocukluğumdaki gözlemlerim, ilmim, idrakim, iz’anım Mucur’umuzun Kara Doktoru sevgili Cemil Attar’ı anlatmaya yetmez... Ey yüceler yücesi Rabbim! Ben o’nu çok yönlü lekesiz kimlik ve kusursuz aile reisi kişiliğiyle, böyle biliyorum.Sürçü lisan ettimse affola diyor, aziz hatırası önünde üstün saygıyla eğilip, ruhuna fatiha gönderiyorum.

- B İ T T İ -

 Anasayfa |  Yazdır
Yorumlardan yazarları sorumludur.
 Federasyon

 Kırşehir Hakkında

 Arama

Detaylı Arama