|
Şeyh Edebalî’yi Ne Güzel Andık
Osmanlı’yı İmparatorluğa götüren bu yüce Milletin Devletinin manevî mimarlarından Şeyh Edebalî’nin doğduğu köy İnaç’ta geçtiğimiz 31 Mayıs Pazar günü mükemmel bir törenle onuruna yaraşır biçimde anılması doğrusu bu nezih törenin konuğu ve necip bir milletin sade vatandaşı olarak beni çok duygulandırdı. Bu güne kadar yaşadıklarımı, yaptıklarımı ve yapamadıklarımı - tıpkı- bantı ileri-geri sardırıp bir tarih şeridi dizaynında ömrümü yeniden değerlendirdim. Nefsimi ve kendimi sorguladım... Bu alemde bir hiç olduğuma üzülmedim desem yalan olur... Ancak ne var ki, her kula nasip olmayan Şeyh Edebalî Hz.leri gibi bu güzîde törene- her ne kadar aradan asırlar geçmiş olsa da- vefanın doruk noktasına tırmanıldığını gördüm. Şeyh Edebalî: “Ey oğul! Sabretmesini bil, vaktinden önce çiçekler açmaz...! diyordu. Demek ki Hazretin ölümünden asırlar geçtikten sonra çiçekler açıp, meyvesini şimdilerde vermiştir. Geç olsa da bu davranış biçimi her türlü tebrik ve takdirin üstündedir. Söz konusu anma töreni henüz bir ilk olsa da üstün bir başarı idi. Törenin bütün sorumluluğunun yükümlülüğünü üstlenen Mucur Müftülüğü ve Müftülük din görevlileri İnaç Köyü Şeyh Edebalî Derneği yöneticileri ile paslaşmayı bilmiş, organize deki paylaşmayı kolaylamış. Kendisiyle bire-bir görüştüğüm Mucur Müftüsü Sayın Ekrem Saylam Beyefendi ile:” Ben Kırşehir’imizin evlâdıyım. Şeyh Edebalî Camiî ve Küllîyesinin tamamlandığında hem ilimizin hem de İnaç’ın çehresinin ve çevresinin nasıl değiştiğinin resmini hafızamda şu anda çok net görüyorum. Proje çok mükemmel.” derken gözlerinin içi parlıyordu.
Başta Dernek Başkanı Sayın Ramazan Karacaoğlu ile köy muhtarının heyecanlarını yaşadıkları mutlulukları bile yatıştıramıyordu. Sorumluluklarının müdrikliğini yaşayıp, oradan buraya, buradan oraya koşmuyor adeta uçuyorlardı. Hizmetin en iyisini sunmak için parçalanıyorlardı.
Siyasilerimizin protokol konuşmalarını dinlerken, kendilerinin dersini iyi çalışmış birer akademisyen oldukları izlenimini edindim. Zira, Şeyh Edebalî’nin karıyerli kişiliğini bastıra-bastıra anlattılar. Bilecik’ten misafir olarak gelen Bilecik Edebalî Kültür ve Araştırma Dernek Başkanı Sayın Arif Durmuş’un ”Herşey çok güzel!... Hani bu törenin ağası? Ağanız yok!” demesi üzerine herkes bu ifadeye önceleri gülmüşsede, bir eksiklik fark edilerek Valimiz M. Lütfullah Bilgin beyefendinin teklifi üzerine Kırşehirliler Federasyonu Genel Başkanı Sayın Hilmi Gökçınar’ın tören ağası seçilmesi isabetli bir gelişme olmuştur. Kuran-ı Kerîm’in okunması, duaların yapılması, dinî kültürün sergilenmesi, Şeyh Edebalî Hazretleri’nin manevî kişiliğini ve kimliğini hatırlatmış ve onun ruhunu rahatlatmıştır kanısındayım. Tasavvuf musikîsinin manevî ritminin hazzı, mehter takımının psikolojik motivesî coşkuyu artırmış, herkese bol kepçe yemek ikramı Halil İbrahim bereketinin çarpıcı örnekleriydi.
Kısacası bir ilk gerçekleştirilmiş olmasına rağmen, bana göre kusursuzdu. Benim gönül gözüm böyle gördü, böyle yazmamı istedi. Şeyh Edebalî gibi bilge bir adama olan vefa borcunun ödenmesindeki bütün yorgunluklar hem Kırşehir’imiz hem de İlçemiz Mucur için tarifi imkânsız tarihi bir adımdır!...
Sözün Özü: Hizmetin, bir ulu çınara, mutasavvuf bir bilge kişiye, devletimizin manevî mimarına fevkalâde hürmet olarak dönmesini, inanmış bir avuç insanın ülküsü gibi görüyor, yarınlardaki anıtsal görkemin hisarının burçlarında huzur bulacaklarını ümit ediyorum. Dolayısıyla emeği geçen herkese sade bir vatandaş olarak hepimizin minnet ve şükran borçlu olduğunu hatırlatmanın vicdanen müsterih olabilmenin gereği olduğuna inanıyorum.
Yazımı üstadın tüm medenî aleme ışık olmuş rehber bir nasihatıyla noktalamak istiyorum: “Haklı olduğunda mücadeleden korkma. Bilesin ki, atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler!” diyor bizlere.
Hürmet, edilenden ziyade edeni yükseltir. Tarihimize bakalım ne kadar böylesine deli yiğitlerimiz varsa, geliniz birer delilik edip manevî vefa borcumuzu ödeyelim.
Hoşça kalınız. Duran ERDOĞAN Mucur Anekdotları Yazarı
|